...

1/5/2006 - TAMAMEN GERÇEK BİR OLAYYY!!!!!!!!!!!!!!!!

                       

 

 

 

  Yaşanmış bir iş başvuru hikâyesi.

 

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Mustafa Özel'in köşesine taşıdığı, yaşanmış çok

ilginç bir iş başvurusu hikâyesi:

   

> >>Alttaki iş başvuru formunu dolduran Mehmet Tartar'ın başvuru formuna

 

yazdığı cevaplar:

 

1. Adınız Soyadınız:

 

> >>Mehmet Tartar

 

2. Yaşınız:

 

> >>Yirmi sekiz.

 

3. Şirketimizdeki hangi pozisyon icin başvuruyorsunuz?

 

> >>Mümkünse yatay bir pozisyon için. Eğer daha ciddi bir cevap

istiyorsanız,ne iş  olsa yaparım. Şart öne sürebilecek durumda olsaydım, burada bu

formu dolduruyor olmazdım.

 

4. Düşündüğünüz ücret:

 

> >>Aylık 5.000 YTL maaş artı yıllık kârdan yüzde 10 hisse! Eğer bu mümkün

değilse, siz bir ücret önerin, ben size evet yahut hayır derim.

 

5. Eğitiminiz?

 

> >>İdare eder

 

6. Son işiniz.

 

> >>Sadist bir şefin deneme tahtası olmak.

 

7. Son ücretiniz:

 

> >>Hak ettiğimin çok altında.

 

 

8. Önemli başarılarınız:

 

> >>Arakladığım kalemlerden muhteşem bir koleksiyonum var; evde

sergiliyorum.

 

9. İşten ayrılma sebebiniz:

 

> >>Bkz. Cevap 6.

 

10. Size ulaşabileceğimiz saatler:

 

> >>Banka atm'si gibiyim: 7/24.

 

11. Çalışmak istediğiniz saatler:

 

> >>Pazartesi, Salı ve Perşembe 13.00-15.00 arası.

 

12. Şimdiki işvereninizle görüşebilir miyiz?

 

> >>İşverenim olsa burada olmazdım.

 

13. Fizik durumunuz 20 kilogramdan fazla taşımanıza engel mi?

 

> >>Belli olmaz, ne taşıdığıma bağlı.

 

14. Otomobiliniz var mı?

 

> >>Evet, ama soru yanlış sorulmuş. "Çalışır durumda bir otomobiliniz var

mı?" diye sorsaydınız, cevabım farklı olurdu.

 

15. Daha önce bir yarışma veya madalya kazandınız mı?

 

> >>Madalyam yok ama lotoda iki kere 3 tutturdum.

 

16. Sigara içiyor musunuz?

 

> >>Otlanacak bir enayi bulabilirsem.

 

17. Beş yıl sonra ne yapmayı hayal ediyorsunuz?

 

> >>Bana tutkun zengin bir fotomodelle Bahama Adaları'nda yaşamayı. Bir

Yolunu biliyorsanız bunu beş yıl beklemeden de yapabilirim.

 

18. Yukarıdaki bilgilerin doğruluğunu taahhüt ediyor musunuz?

 

> >>Hayır, ama sıkıyorsa aksini iddia edin.

 

19. Sizi bu başvuruyu yapmaya iten gerçek sebep nedir?

 

> >>Birbiriyle tutarlılık derecesini kestiremediğim iki cevabım var:

 

a)      İnsan sevgisi ve tüketicilerin iyi beslenmesine katkıda bulunma arzum.

b)      Gırtlağıma kadar borca batmış olmam..

 

Sonuç: Mehmet Tartar işe alındı

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/4/2006 - OKUMALISINIZ .....

 

 

İKİ ARKADAŞ

 

 

Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikaye anlatılır.

Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat atar. Tokadı yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kumun üzerine şu sözleri yazar:

BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI.

Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler.Tokadı yiyen yıkanırken batağa saplanır boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Tam selamete çıktıktan sonra
bir kaya parçası üzerine su sözleri kazır:

BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİM HAYATIMI KURTARDI.

 
Tokadı vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatini kurtaran kişi ona söyle der, Senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama şimdi kayaya kazıyorsun,neden?
Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir. Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin.
Ama biri bize iyi bir şey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin.

İNCİNMELERİNİZİ KUMA, GÖRDÜĞÜNÜZ İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖGRENIN.

Denilir ki: özel birini bulmak bir dakikanızı alır, onu değerlendirmeniz bir saat içinde olur, onu sevmek için birgün yeter ama sonra onu utabilmek için bir ömrün geçmesi gerekir.

Bu sözleri hiç unutamayacağınız kişilere gönderiniz ve bu
sözleri size gönderen kişiye de göndermeyi unutmayınız. Bu onları
asla unutmayacağınızı bilmelerini sağlayan kısa bir mesajdır.
Eğer kimseye göndermediyseniz bu demektir ki telaş
içindesiniz ve dostlarınızı zaten unutmuşsunuz.
Yaşamaya zaman ayırın.

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/4/2006 - DOSTUNU SAKIN KIRMA...

 

 

DOSTUNU KIRMA


Bir zamanlar oldukça kırıcı karaktere sahip bir çocuk vardı. Bir gün
babası çocuğa bir çuval dolusu çivi vererek, her sinirlendiğinde ya
da birisiyle münakaşa etmek durumuna geldiğinde bahçe çitine bir
çivi çakmasını söyledi.

Birinci gün çocuk bahçe çitine tam 37 çivi çaktı.
İlerleyen haftalar içinde çocuk, kendisini kontrol etmeyi öğrenmeye
başladı ve bahçe çitine çaktığı çivi sayısı hergün azalmaya başladı.

Sonunda çocuk, her sinirlendiğinde bahçe çitine çivi çakmanın onu
rahatlattığını ve kendisini kontrol etmesini kolaylaştırdığını
farketti
Ve nihayet çocuğun bahçe kapısına çivi çakmaya ihtiyaç duymadığı gün
geldi.
Hemen babasına gitti ve bugün bahçe kapısına hiç çivi çakmadığını
söyledi
Babası ona bu kez de, bahçe kapısına çakığı çivilerden her gün bir
tanesini sökmesini söyledi. Çocuk sevincini ve kızgınlığını kontrol
etmeyi başarmıştı..
Uzun günler sonra çocuk babasına gelerek bahçe kapısındaki tüm
çivileri söktüğünü söyledi.
Babası oğlunu bahçe kapısının önüne götürüp dedi ki:

« Oğlum, sen iyi bir iş başardın. Ama bir de şu kapıda bıraktığın
deliklere bak. »
Bu kapı artık asla eskisi gibi olamayacak.
Birisiyle kavga ettiğin ya da kalbini kırdığın zaman, o kişide tıpkı
bu delikler gibi bir yara açmış olursun.
Birisini kırabilir ve sonra da özür dileyebilirsin.
Fakat o yara her zaman kalacaktır.
Defalarca özür dilesende o yara kalıcıdır.
Birisini kelimelerle yaralamak, o kişiyi fiziksel olarak yaralamak
kadar kötüdür.
Dostlar ender bulunan mücevherlerdir. Onlar seni mutlu eder ve
destek olur.

İhtiyacın olduğunda seni dinlemeye hazırdırlar.

Her zaman arkandadırlar ve yürekleri sana açıktır.

Dostlarına onları ne kadar sevdiğini göstermelisin.

Son bir şey:

" Dostluğun en iyi yanı, sırlarınızı açabileceğiniz birisi
olmasıdır"

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/4/2006 - AŞKA VE TERKE DAİR

 

 

Öyle Bir ilişkiye

 

En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin nedeni; yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.

Göz yaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkahalarınızdadır.

Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak...

Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz;

“Ölmek var, dönmek yok”tur.

Gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını...

Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya

 

Şurasından, burasından eleştirmeye başlarsınız;

“Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa...”

Başkalarını örnek göstermeye,

“Bak onlar nasıl yaşıyor” demeye başlarsınız

Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını arasınız.

Aşkınızın gözü kör değildir

Artık yanlışını görür düzeltmek istersiniz.

“Eskiden böyle miydi ya...”

diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirilerin kapısı;

açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından...

Böyle sürmeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz.

O sevgisizliğinize yorar bunu... ihanete sayar.

Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.

“Ya sev böyle ya da terk et” diye gürler...

 

Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya,

bir kabusa dönüşür birden...

Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size...

Hoyrattır, bakmaz yüzünüze...

Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar, mahkum eder;

mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı,

siler sizi defterden...

“İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için...”

dersiniz, dinletemezsiniz.

Ayrılırsanız, yaşayamayacağınızı bilirsiniz,

ama öyle de sevemezsiniz.

 

İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek terk edersiniz...

“Madem öyle...”nin çağı başlar ondan sonra...

Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir,

madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde “Günah sizden gitmiştir”

Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.

Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece...

Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre...

Ne var ki unutamazsınız, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni...

 

Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur.

Delikanlılar, elikanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler

sarmıştır çevresini...

Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye...

Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla...

 

“Bana ne... kendi seçimi” diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...

Ama sonra...

Ansızın kulağınıza çalan bir şarkı ya da

kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden...

 

Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız.

Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi,

yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi...

Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız,

sular kulağına fısıldasın diye...dönüp

“Seni hala seviyorum”

diye bağırmak geçer içinizden... dönemezsiniz.

Görmedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.

Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla,

ne de onsuz...

Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu,

Hem “Ne olacak sonunda” kuşkusu...

Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz,

sürünür gidersiniz.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/4/2006 - İŞTE GERÇEK BİR AŞK...

 

GERÇEK Bİ OLAY!!!

Bir kız ve bir delikanlı bir motosikletin üzerinde 180Km hızla gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor;

Kız : Lütfen yavaşla, ben korkuyorum

Delikanlı : Hayır, bak ne kadar eğlenceli

Kız : Lütfen, lütfen, çok korkuyorum

Delikanlı : Peki, beni sevdiğini söyle

Kız : SENİ ÇOK SEVİYORUM, lütfen yavaşla


Delikanlı : Şimdi de bana sıkıca sarıl Kız delikanlıya sıkıca sarılır

Delikanlı : Şapkamı alıp, kendine takar mısın? Başımı cok sıktıı

Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıktı:

Motorsiklet Kazası; Motorsiklet, fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı. Üzerindeki 2 kişiden sadece biri kurtuldu.

Gerçek ise şöyleydi; Yolun yarısında, delikanlı

frenlerin bozulduğunu anlamış ama bunu kızabelli etmek istememişti.

Bunun yerine, kızdan kendisini sevdiğini söylemesini ıstemış kendısıne

son defa sarılmasını istemişti. Sonra da kendi ölümü

pahasına, kızın başlığı takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı. İşte

gerçek AŞKIN anlamı da buydu!!!

(BENİM TEK ARADIĞIM GERÇEK BİR AŞKTI ÖMRÜM BOYUNCA SİZ SİZ OLUN GERÇEK AŞKIN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLMEDEN BİR İLİŞKİYE BAŞLAMYIN
YUKARIDAKİ HİKAYEYİDE ÖRNK ALIN)


 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

...

Bağlantılar

• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
• e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım